|
Yürekler
vardır ki Devran elinden,
Onlara gam sunulduğunda, İri güller gibi kan ağlayıp Sessiz, dünyayı seyrederler... Yürekler vardır ki onlar, Kırgınlık ve yalnızlığı tadınca; Sokak gösterilerinde yakılan, Taşıt lastikleri gibi, Alevli ve gösterişli yanarlar... Yürekler vardır, gam denizi derinlerinde Mürekkep balıklarıdır ki, Onlara sitem eriştiğinde, Deniz içine ağlarlar... Laciverd ve dilsiz. |
|
|
|
Hüsrev
Hatemi
|
10 Ağustos 2016 Çarşamba
Yürekler Vardır ki
BRUSSELS’ LYRICS
to Bonaparte,Brel and Dalida
It is raining in Brussels
Steam coming out of my heart’s ember
to Bonaparte,Brel and Dalida
It is raining in Brussels
Steam coming out of my heart’s ember
Reaching my hair, rising step by step
Oh, my Wallon heart
Oh, my Wallon heart
Will finally dominate my Flemish mind...
Whoever you are, living on earth,
Whoever you are, living on earth,
Will have the adventure of Bonaparte.
First will be driven to the middle-aged island
And then run away,
Just after seemed to be rescued
Just after seemed to be rescued
By running away,
Comes Waterloo and the old age
Comes Waterloo and the old age
To the scene;
-Absolute triumph of the years-
İt is raining, let it go on
Oh my heart, happily you are there…
The same question is everywhere:
-Why to live?-
No bother my heart, do not suffer;
-Absolute triumph of the years-
İt is raining, let it go on
Oh my heart, happily you are there…
The same question is everywhere:
-Why to live?-
No bother my heart, do not suffer;
Why to remember Waterloo
Again and again, day by day
On the old age island?
On the old age island?
It is raining in Brussels
Steam coming out of my heart’s ember
Steam coming out of my heart’s ember
Reaching my hair, rising step by step
Thanks to the blowing wind,
Swept away all the dark clouds…
Thanks to the blowing wind,
Swept away all the dark clouds…
Jacques Brel, singing from the past
Let him, please let him
Tell the short stories of our lives
Oh my heart, forget the defeat!
Here it is Brussels.
Here it is Brussels.
Husrev
Hatemi
Yalın Ölüm
Yalın Ölüm
“Beni hatırlayın dostlar”demeden
Hatırlanmayı bir küçük çocuğun,
Bir insan ömrü kadar ancak yaşayacak
Beynine bırakır ve ölür kanarya…
Bizim ömrümüzün son buluşu ,kalın
Bir cilt gibi...
Oysa bir gül yaprağı gibi ince ve yalın
Olmalısın Ey Ölüm.
Hüsrev Hatemi
27 Temmuz 2016 Çarşamba
NON
DOLET
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Ve bezgin seher gelir ardından
Her tanışmayı bir ayrılma say;
Her doğum bir ölüm habercisi
Kavuştuğumuzda ayrılmıştık bu kesindi,
Her güne ayrılığın korkusu sindi
Gerçeği bilmeyen yüreğimiz,
Hep yeni tanışmalara gereksindi…
Her kavuşmayı bir ayrılma say...
Karanlık umutsuzluktan geçene,
Tek mum ışığı çırağan görünür,
Oysa iyi bilinir ki dönüş yolunda
Asla çırağan yoktur...
Çok sayıda şam-ı gariban yaşanır,
Nice yaman acılar çekilir ve bir gün,
Sızılar acıların yerini alır,
Yürek kederli bir sevinçle anlar
Acının yok olduğunu artık.
Her kavuşmayı bir ayrılma say;
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Döner geceler keder bir fener gibi,
Ve bezgin seher gelir ardından...
Her kavuşmayı bir ayrılma say...
Nice yaman acılar çekilir ve bir gün,
Sızılar acıların yerini alır,
Yürek kederli bir sevinçle anlar
Acının yok olduğunu artık.
Her kavuşmayı bir ayrılma say;
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Döner geceler keder bir fener gibi,
Ve bezgin seher gelir ardından...
Her kavuşmayı bir ayrılma say...
26 Temmuz 2016 Salı
|
Ellili
Yıllar İçin Acılı Alaturka Şarkı
Meded ey
zaman, bir parça kestir
Kestir bir parça ucundan zülfünün; Gönül şarkılarını söylerken Safiye Aylâ, Firak ey felek firak! Ve bir o kadar da hüzün. Ilık gazozlu, aynalı taraklı Çok tramvaylı geçen yazlar Spor ve Sergi Sarayı’na hayran şehir... Cambazhaneli geceler, gök havai fişekli Budur ellili yılların hayâlimdeki şekli. Yenildik sana ey zaman, bu kesin fakat yine de, Yine de demek isterim ki derdimi, Yahya Efendi dergâhına en muvafık derdimi, Arzetmeğe bir dem bulamadım Buna izin vermedi felek. Sana yaptırayım ey zaman-aman İnsan kemiği tarak, Tara kâküllerini ve ellili yılları Bir yana bırak. Derdimi arzetmeğe bir dem bulmamışken ben, Ey dost, tanıdılar seni ve derhal geri aldılar Sarı giymesek de olacağı buydu zâten. Bekle orda üzerin sarı yapraklarla örtülü Âhüzarı beni muhtemelen ağlatabilir, Lütfen uyarın Bülbülü. Söyleyin Bülbüle nâliş filân etmesin Bu bahar Feriköy’de kalsın İstinye’ye hiç gitmesin Esther Williams’lı ayna, plastik tarak Çok Fahrettin Kerim’li ve Ulunay’lı bir yaz Ey zaman, tara sen yine kâküllerini Ve ellili yılları Bir yana bırak. |
|
|
|
Hüsrev
Hatemi
|
|
|
25 Temmuz 2016 Pazartesi
Yaşlılar Korosu
YAŞLILAR KOROSU
Susturun ne olur şu olukları;
Ne rahattı ama yağmur öncesi,
Kesilsin hepsinin solukları,
Biz miyiz onların eğlencesi?
Biz de Arkadya’da yaşamıştık...
Sanırdık, isterse iyi olur insan,
Kalbimiz bu zırhı nasıl ne zaman
Kuşandı bilmiyoruz, vakit geç artık.
Yavru kuşlara acımakla başlayıp
Kimseye acımamakla biter ömür,
Duyguları kaybederiz bu kayıp
Bize bir kurtuluş gibi görünür
Bir yağmur yağmaya görsün, oluklar,
Takma dişlerini takırdatırlar
Kelimelerle geçen ömrümüzü,
Çekinmeden bize hatırlatırlar.
Kurtlara yenilmemekti dileğimiz,
Bizler de olduk birer tilki...
Şimdi ne kadar bizden uzak kalbimiz,
Bize ne kadar yakın kin, ne uzak sevgi.
Hüsrev Hatemi (46 yıllık şiiri)
12 Ocak 2016 Salı
Değeri Bilinmeyen Lütuflar
Değeri bilinmeyen Lütuflar
Hüsrev Hatemi
Bazı
şeylere bin yıllardır o kadar alışmışız ki,çok doğal ve zerre kadar hayranlık
duymadan karşılıyor, üzerinde hiç düşünmüyoruz
.Meselâ , insanların konuşarak
anlaşan canlılar olmakla yetinmeyip ,birbirlerini ziyarete
gitmeleri,Oturup etrafı seyrederek ahbaplık etmeleri ve konuşmaları,
şiiri, şarkıları, resim ve heykeli
icad etmiş ve hoşlanıyor olmaları,Önce kendi dilleri ve
putları ortak, daha sonra Tanrı inancı ortak olan milletler
oluşturmaları,sonra başka toplumların da dillerini ve dinlerini merak ederek
öğrenmeye çalışmaları ,mesela Pisagor'un doğduğu toprakları bir süre bırakarak,
Mısır'a gitmesi,sağ salim dönebilmesi..Ahd-i Atik'e göre(Old Testament)
Hazret-i İbrahim'in eşi Sâre,
yabancı topraklarda ölünce ,O civarda oturan Hatti
oğullarının(Hititler?) Hz.İbrahim'e "Sen bizim aramızda Tanrı misafirisin
;eşin için mezar yerini sana ücretsiz olarak veririz"demeleri ve
Hz.İbrahim'in "Hayır ben eşimi parası ödenmiş olan bir yerde yatırmak
isterim" deyişi,hem Hatti Oğullarının hem Hz.İbrahim'in davranışlarındaki güzellik. İnsanlığın ta ilkçağlardan beri örften, yazılı hukuka geçmiş olmaları ,Ortaçağda bu gelişimin ilerlemesiyle Roma Huku'nun doğuşu.
İnsanlığın bez dokumayı, yün
eğirmeyi sonra bu yün ipliğini
dokumayı bulması ve bunun
yaygınlaşması,Pamuk ve keten tarımı yapılması, toprak tabletlerin fırınlanması
ile, dayanıklı taş sayfalar haline getirdikleri kitap ve evrak
hazırlamaları,sonra bundan papirüse,deri sayfalara(parşömen) ve nihayet kağıda
geçmeleri.Hele günümüzde kağıt veya mürekkep kullanmadan,bilgisayarı kapatınca
yok olmayacak hatta renkli resimli
sayfalar
doldurmamız.Kullandığımız takvimin ay ve yılları değişik de olsa ,hicri
takvim kullanan bir ülkeden bir Batı ülkesine uçakla seyahat eden yolcu nun,
kendi ülkesinde Perşembe günü ise, gittiği ülkedeki günün de ,
sözlükte perşembeyi karşılayan bir ad oluşu.
Bunlar biyolojik olarak bizde
olan özellikler değildir. Bunlar insanlığın edinimleri,kazanımlarıdır.Duyma,görme,konuşabilme
bize verilmiş biyolojik nimetlerdir.Fakat bir Dede Efendi bestesi, güzel bir
tablo,bir Minyatür veya Ayasofya,Süleymaniye, insanlığın becerileri ve
katkılarıdır.Bu katkıları yaparken, insanlık tabii ki biyolojik olan temel
yeteneklerini kullanır.Ama bu yeter mi? Bence
bir otomatizme veya sibernetik'e atfederek herşeyi izah
edemeyiz.Kültürün ,felsefenin,Güzel Sanatların,dinlerin gelişmesinde ben
temel nedenlerden birinin de "vahiy"olduğuna inananlardanım .Kur'an-ı Kerim'de "Allah
bal arısına vahyetti"diyor.Yani böcek boyutlarında olan bir canlının tek
başına yaşamak yerine, kendinden çok kovanını ve kraliçesini düşünen bir canlı
olarak yaşayışındaki sırrın "Allah'ın vahyi"olduğunu Kur'an-ı Kerim
söylüyor.İnanmayan inanmasın fakat çok
düşündürücü.
Biyolojik Nimetler
İşitme
hissinin canlılara verilmiş olmadığını bir an için düşünelim . Doğan bebeklerin
sesini,kuşların sesini,Anne ,baba ve kardeşlerin de sevdiklerimizin de sesini
duymadan el işaretleri ile idare edilen,müzik aletlerinin de şarkı söylemenin
de ,ortaya çıkmasına imkan olmayan bir dünya hayatı. Zaptedilmiş sesler olan kelimeler de olmayacağına göre, yazı ya
hiç icad edilmeyecek yahut bin yıllar sonra, ilkel işaretler halinde bir
anlaşma aracı olarak icad edilecekti. Fakat, böyle bir dünyada,şiirler şarkılar
ve edebiyat olmayacaktı.Görme duyumuz da işitme duyumuz ile birlikte ,doğuştan
beri en gelişmiş televizyon cihazlarından daha mükemmel anlaşma,eğlenme,çevreyi
tanıma,Öğrenme ve güzellikleri duyma aracımız
Hem de,Gökyüzünden "iletişim sözleşmeniz gereği abone ücretinizi
ödemezseniz, görme ve işitme bağlantınız sonlandırılacaktır"tarzında
uyarılar da gelmiyor.Bu minneti duyanların, gece ve gündüzün her dakikasında
sonlandırmadan ,Tek ve Sevgi dolu Yaratıcıya "Elhamdülillah"sinyalleri
göndermeleri yeterli.Bu minnet ve teşekkür hissini duymayanlardan, çeşitli sinyal eşdeğerleri de kabul görüyor.O kadarını zaten
benim bilmeme imkan yok.Kur'an-ı Kerim'in Secde Suresi (32 ci Sure)6,7,8
âyetlerinde Allah'ın insanı çamurdan yarattığı,sonra ona biçim verdiği,kulak
,göz ve gönüller(ef'ideh) ihsan ettiği bildiriliyor.Ne kadar da az
şükrediyorsunuz şeklinde de bir İlahi sitem ve uyarı eklenerek.Gönüller
şeklinde çevrilen Ef'ideh kelimesi herhalde kalb anlamına da geliyor ki
Kasimirski fransızca olarak "le coeur"kelimesini kullanmış.İngilizce
meallerde "Heart" deniyor.(Efideh, Süleyman Ateş
mealinde"gönüller"kelimesiyle karşılanmıştır)
Kısacası
Dışımızda bir Dünya var .Yarın sabah biz meselâ sekizde
evden çıkınca, ülkemizde herkes için saat sekiz olacak, İş yerinde not alırken kullandığımız
klavyedeki harfler ve kalemimizin yazdığı harfler, herkes için aynı
sesi ifade edecek,Çocuğu olan bir arkadaşı
tebrik ederken, onun mutluluğunu, heyecanını biz de tahmin
ederek içimizde duyacağız.Bir iş arkadaşımızın yakını vefat etmişse baş sağlığı dileyeceğiz veya "Allah
rahmet etsin" diyeceğiz.Dış dünyamız düzensiz değil.Olabileceği kadar
düzenli yani.İsteyen inanır isteyen inanmaz,fakat hayatımız Allah'ın
bağışladığı biyolojik yeteneklerle başlıyor ve şimdi yaşayan veya yaşamayan,
çok eski zamanlarda yaşamış diğer insanların kazanımlarıyla devam ediyor.Bir
kurt sürüsü, veya karınca yuvası veya
arı kovanında, vahiy egemen ise, düşünme yeteneği olan İnsanda, vahiy tabii ki daha hakimdir. Tabii ki, her kes peygamberlik
derecesinde değildir.Peygamberlere sözel vahiyler geldi..Kalbinde Allah Sevgis
taşıyanlara da iyi davranışları seçmek
için ilhamlar gönderilir.İstemeyen inanmasın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)