12 Ekim 2013 Cumartesi

Anılar Tipisi

Kendimle baş başa kalınca Çok defa, Hava soğur , anılar tipisi başlar Kar zerreleri yüzümü acıtır, burnum alnım buz gibi Bu yağış, bazan iri taneli bir dolu Nerdeyse kafatasımı kıracak, Dua ve Ümitlerin şöminede yandığı Ruhumun dağ evine dönerim. Ümitler ısıtmaz insanı ruh kışında, Saman alevi gibi yanar ve sönerler Kurtarıcı olan dualardır ancak, Duaların ormanını beslemedikçe Sonumuz donmak. Ayrıca Ruhumuzun dağ evinde, Ölümden sonra da önce de Yalnızlığımız mutlak.

Bir Garip Şarkı

Her sabah, bu âleme geri gelişimde, Bir ışık, bir de acı olur yüreğimde… Işık ,Tanrı’dan ve Sevgiden Acı ise, mesafeden sadece. O Işık, coşkuya dönüşür hemen, Yüreğime değince… Bu coşku ân olur beni çocuklaştırır, Düşsel bir çocuk tutar elimden, Eminönü’nde, Şişhane’de Nişantaşı’nda gezdirir kendi keyfince. Çocuktur çok sıklıkla küser, darılır, O zaman Kânun-i Evvel gelir Bir tipi bir kar , fırtına Ve Işık, çocuğun sandığına Konarak, Karlar altında bir gömü olur Günlerce. Hüsrev Hatemi
Her sabah, bu âleme geri gelişimde, Bir ışık, bir de acı olur yüreğimde… Işık ,Tanrı’dan ve Sevgiden Acı ise, mesafeden sadece. O Işık, coşkuya dönüşür hemen, Yüreğime değince… Bu coşku ân olur beni çocuklaştırır, Düşsel bir çocuk tutar elimden, Eminönü’nde, Şişhane’de Nişantaşı’nda gezdirir kendi keyfince. Çocuktur çok sıklıkla küser, darılır, O zaman Kânun-i Evvel gelir Bir tipi bir kar , fırtına Ve Işık, çocuğun sandığına Konarak, Karlar altında bir gömü olur Günlerce. Hüsrev Hatemi

15 Haziran 2013 Cumartesi

O öldü

  
O öldü,
Elif’e yöneldi
Elif çekmesine gerek yok…
Bâ harfi gibi uzanmış
Cevr ve Cefâ’nın  Cim’inden,
Melâl ve Elemin Mim’nden,
Âzâde oldu artık.
         Ölüm Elif’e yolculuktur,
         Bütün harfler unutulur
         Sahibi izin verirse eğer,
         Bizimle kalan Elif’tir…
        Bir de aşkın Ayn’ı
        Yani Elif ve aşkın aynı.
Ortalık simsiyah değil sandığımız gibi…
Açık yeşil ve koyu Mavi;
Fakat sessizlik yürek delici,
Selâm sözü en büyük teselli,
İzin verirse Kelâm’ın sahibi.
 Evet sessizlik korku verici
Sadece kulağa erişirse bir”Selâm”
Bu kâfi.                                                Hüsrev Hatemi






                                   

13 Haziran 2013 Perşembe

Kederli Öykü

Bana anlattı vaktin çok geç  olduğunu   Çocuk,
Konuşmuyordu tabii, sadece baktı, mahzun…
Yerde ayak izleri “uzaklaşan O”nun
Yürekteki   izlerse,   gözlerinden;
Bir goncaydı mutluluk hiç açılmamışken solgun.
Aramızda da bir “Kan Kalesi”
Ok yağıyor üzerime bardaktan boşanırcasına yoğun,
“Bana öyle bakmamalıydın giderken,
Cehenneme dönmemeliydi yokluğun.”
   Ardına bakmaların olmasaydı mahzun,
   Bu kadar ağrımazdı belki kalbim…
   Ama beni yalnız bırakıp giderken,
   Bakışlarınla yıkılmış,
  Gidişinle kimsesizim…
Son sahnemiz bu olacaktı demek bizim,
Arada yüksekte bir kan kalesi
Ve   giderken  arkaya bakış atan
İki suskun.
                      Hüsrev Hatemi

Kederli Öykü

Bana anlattı vaktin çok geç  olduğunu   Çocuk,
Konuşmuyordu tabii, sadece baktı, mahzun…
Yerde ayak izleri “uzaklaşan O”nun
Yürekteki   izlerse,   gözlerinden;
Bir goncaydı mutluluk hiç açılmamışken solgun.
Aramızda da bir “Kan Kalesi”
Ok yağıyor üzerime bardaktan boşanırcasına yoğun,
“Bana öyle bakmamalıydın giderken,
Cehenneme dönmemeliydi yokluğun.”
   Ardına bakmaların olmasaydı mahzun,
   Bu kadar ağrımazdı belki kalbim…
   Ama beni yalnız bırakıp giderken,
   Bakışlarınla yıkılmış,
  Gidişinle kimsesizim…
Son sahnemiz bu olacaktı demek bizim,
Arada yüksekte bir Kan Kalesi
Ve   giderken  arkaya bakış atan
İki suskun.
                      Hüsrev Hatemi

31 Mart 2013 Pazar

Türk Şiiri Yine orman gibi Olmalı

               Son yıllarda orman niyetine hep çam ormanları gördüğümden, karışık ağaçlardan oluşan ormanların güzelliğini unutmuştum.Bu yılın Temmuz ayının başlarında iki gün,Kırklareli’nin Demirköy ve İğneada  bölgelerinde geçti.Çam ormanlarının arkasından konuşmuş gibi olmayayım,Çam ormanları da güzel,fakat asıl orman güzelliği,gürgen,kayın,dişbudak,ıhlamur,meşe topluluklarıyla hissediliyor.Ormanla söyleştiğim bu iki gün içinde,bir benzetme canlandı kafamda…Benim çocukluğumdan,1970 li yıllara kadar,Türk şiiri,bir orman görünümdeydi.Fuzuli,Necati ,Hayali şiiri başka bir ağaç türüydü.Yunus Emre,Pir Sultan Abdal şiirleri  ise başka bir ağaç türü.Yahya Kemal şiiri Çınar benzeri akçaağaç gibiydi.Bir yönüyle Baki’ye benziyor(çınar)bir yönüyle akçaağaça(yeni şiirleri).
Bazı şairler in şiirleri bodur meşe gibidir.Hem seversiniz,bu toprakların ağacıdır  çünkü,hem de bir çınar ağacı kadar etkileyici bulmazsınız.Bazı şairlerin şiirleri süs ağacı gibiydi,ormanda boşuna aramayın.Ama salonlarda istediğiniz kadar,vitamini ve suyu verilen süs ağacı şiirler.1970 li yıllardan sonra,Türk Şiiri ormancıların “çakma orman dediği”çam ormanları görünümü almağa başladı.Şarkı güfteleri olmak için yazılan şiirler de “gelir getirsin,duyguları tutuşturacak kibrit çöpü yapmağa yarar”diyerek ekilmiş kavak topluluklarına benzemeğe başladı.Gelir düşünülerek dikilmemiş olan kavaklar ,insana “uzun gavah gıcım gıcım gıcılar/Ana benim sol yanımda sancı var/Ben ölürsem benden daha genci var” gibi ilhamlar verirdi .Yirmi yılda kesilmek üzere dikilen kavaklara ise,acıyarak bakıyorsunuz.İşte şarkı güfteleri olsun diye yazılan şiirler de, bu ikinci tip kavaklara benziyorlar.Güzel,ama gıcım gıcım gıcırdayan kavak değil,kibrit olmak için dikilmiş kavaklar.
1970 li yıllara kadar,şiirler çok fazla sayıda türlere ayrılmıştı,bu türler de aynen botanikteki gibi ,iki kelimeyle sınıflanabilirdi.Mesela akçağacın bir tipine “Acer pseudoplatanus”diyoruz.Birinci kelime “acer”bütün akçaağaçların adıdır.”Pseudoplatanus”ise bu akçaağacın yapraklarının  çınara benzediğinden verilmiş”alt tür”adıdır.Çocukluğumda  Yahya Kemal ,hem çınara hem akçaağaca benzeyen bir ağaç tipi demekti.Yunus Emre “halk şiiri yapraklı Çınar ağacı”denecek türde bir şiiri temsil ederdi.Orhan Veli,bir süs ağacıydı.Nazım Hikmet,büyük bir çitlenbikti.Rıza Tevfik Bölükbaşı bir ıhlamur ağacıydı.Tevfik Fikret At kestanesi,Cenap Şahabettin gürgen,Ahmet Haşim erguvan ağacıydı.Aşık Veysel,meşeydi.Hepsi ormana ayrı bir güzellik verirken,Orhan Veli  de salonlara güzellik verirdi.Sonra bir şeyler oldu,şiirimiz,güzel de olsalar çam ağaçları gibi hepsi az çok birbirine benzer bir görünüm aldı.Salon bitkilerinden bazıları dile gelip “ben salon bitkisi değilim,aziz ülkemin en birinci ağacı benim”diye haykırmağa başladılar.Bazı salon bitkileri,yakası açılmadık küfür sallamakla ,başkaldırı şiiri söyleyen bir çınar saydılar kendilerini.Salon bitkileri de Allah yaratığıdır ve onlara da iyi bakmalıyız.Ama her dediklerine inanmadan.Çam şiirler de güzeldir.Fakat unutmayalım  Türk şiiri bu topraklarda dokuz yüz yılı aşan bir zamandan beri var.Ayrıca bu şiir bir orman.Bütün ağaçların hakkını verelim ve ormana  iyi bakalım.Süs bitkisi şiirlere  de,turfanda meyva ve sebze şiirlere de özen ve sevgi gösterelim.Toplum halinde ve “kalkın ey ehl-i vatan”diyerek böyle değişimleri yapamayız.Çünkü insanlar da bir orman gibidir.Meşe,çınar,ıhlamur,kayın,çitlenbik,ısırgan otu,sarmaşık insanlar,diğer ağaçların da varlığını ve güzelliğini fark etsinler,bu da reform demektir.Bir örneklikten kurtuluş demektir.  Hüsrev Hatemi